Geleceğin yakıtı: Yakıt Pilleri, elektrikli araçlar

Yakıt pilleri denilince aklımıza doğrudan kalem pil tarzı yani küçük işler için kullanılabilen kaynaklar gelmemelidir, yakıt pillerinden kasıt bir çok iş için kullanılabilen ve yüksek miktarda enerji gerektiren işlerde de çalıştırılan pillerdir. Yakıt pilini en sade şekilde tanımlayacak olursak: Kimyasal enerjiyi elektrokimyasal reaksiyonlarla elektrik enerjisine çeviren cihazlardır, yakıt pillerini bildiğimiz pillerden ayıran bir başka özellik ise; depolanmış kimyasal enerji yerine, çalışma anında beslenen yakıtın kimyasal enerjisini eş zamanlı olarak elektrik enerjisine çevirmesidir.

Yakıt pilleri üzerinde yapılan çalışmalar uzun süreli değildir lakin özellikle elektrikli otomobillerin devrinin yaklaşmış olması bu konu üzerinde yapılan çalışmaların sayısını arttırmış durumda. Yakıt pillerinde kimyasal enerji tek bir seferde elektrokimyasal dönüştürme ile elektrik enerjisine çevrilir, olay tek seferde gerçekleştiği için verimi yüksektir. Yakıt pillerinin bizi ilgilendiren en güzel tarafı ise yenilenebilir enerji kaynağı olarak kullanılmasıdır ayrıca çok sessiz bir şekilde gerekli işlemi yaparlar. Yakıt pillerinde yakıt olarak hidrojen kullanıldığında sıfır emisyon değerine sahip olması sebebiyle elektrik enerjisi üretmenin en çevreci yollarından biridir. Hidrojen enerjisinin otomobillerde kullanılabilmesi için bu konuda yoğun çalışmalar yapılmaktadır elde edilen sonuçlar ışığında uzak vadede tüm araçların hidrojen enerjisi ile yakıt pilleri kullanılarak çalışacağını tahmin etmek abartılı olmayacaktır.

Yakıt pillerinin çalışma prensibi biraz karmaşık gelebilir, istenilen güç ve voltaj miktarlarına ulaşabilmek için birden fazla hücrenin seri dizilim şeklinde birbirine bağlandığı yığınlarda yakıt piline şeklini veren plakalar bulunmaktadır. Bu plakalar sistemdeki temel taştır, kimyasal enerjinin elektrik enerjisine dönüştürülmesinde ve enerjinin araca iletilmesinde görev alırlar, bu yüzden bu plakaların yüksek iletkenliğe, sağlam mekanik yapıya ve güçlü kimyasal dirence sahip olması gereklidir.

Hidrojen enerjisinin en büyük sorunu: Hidrojenin Depolanması

Hidrojen enerjisinin tanımını yaptığımız bir önceki yazımızda söylediğimiz gibi; hidrojen enerjisi 21. yüzyılın en önemli yenilenebilir enerji kaynaklarından biridir lakin bu enerjinin elde edilmesinde ve kullanılmasında epey zorluklar mevcuttur, bu zorlukların başında Hidrojenin depolanması gelir. Hidrojeni depolamak oldukça zor ve pahalı olmakla beraber güvenlik riski de oldukça yüksek bir iştir, günümüzde hidrojeni daha kolay, daha ucuz ve daha güvenli olarak depolayabilme için çalışmalar yapılmaktadır.

Hidrojeni gaz halinde depolamak ilk akla gelen yöntemdir, bu durum gelecekte hidrojen enerjisi ile çalışan araçlarda da kullanılabileceği için üzerinde çokça durulmaktadır. Hidrojenin gaz olarak depolanması basınçlı tanklarda ve çelik, alüminyum karışımı tankerlerde gerçekleşmektedir, bu depolama işlemi yapılırken takriben depolanan hidrojenden elde edilecek enerjinin %20’si kadarı sadece depolama işlemi için harcanır. Bu durum daha baştan ciddi sıkıntı yaratmaktadır ayrıca güvenlik sorunları da ciddi endişe teşkil etmektedir. Hidrojenin bir diğer depolama yöntemi sıvı halde depolanmasıdır ki biz bu durumda sokaklarda gördüğümüz petrol tankerlerinden biliriz, petrolde sıvı halde depolanıp tanışabilir bir maddedir. Hidrojeni sıvılaştırmak için yüksek basınç altında soğutma işlemi uygulanır bu işlem sonrasında sıvılaştırılmış hidrojen yine yüksek basınç altında çelik tüpler içinde depolanabilir.

Bunların dışında hidrojenin metal hidrür yöntemi ile depolanması ihtimali de vardır fakat bu yöntem oldukça pahalı ve çok zahmetlidir, yeni gelişen nanoteknoloji ile birlikte karbon nanotüpler kullanılarak hidrojen depolanabildiğini de görülmüştür.

Hidrojenin depolanması çok dikkat gerektiren bir meseledir, olası bir tehlike anında diğer en düşük tutuşma sınır benzine göre 4 kat, doğalgaz’dan ise yaklaşık 1,5 kat daha fazla olan hidrojen benzin ve doğal gaz’a göre daha yukarıda tutuşma sınırı olmasına rağmen tutuştuğunda tarifi imkansız zararlara yol açabilir.

Hidrojen enerjisi üretim yöntemleri

Hidrojen doğada en çok bulunan maddedir, renksiz, kokusuz, havadan çok daha hafif ve zehirsiz bir gaz’dır. Hidro kelimesi su anlamına genes kelimesi ise oluşturan anlamına gelir iki kelimenin birleşmesinden hydrogen kelimesi ortaya çıkmıştır Türkçe okunuşu da Hidrojen’dir. Hidrojen periyodik cetvelin ilk elementidir ve simgesi H’dir, 1500’lü yıllarda keşfedilmiş 1700’lü yıllarda yanma özelliği olduğu ortaya çıkarılmıştır. Hidrojen’den enerji elde etme serüveni ise uzun soluklu olmamakla birlikte üzerinde yoğun çalışmalar yapılmaktadır, hidrojen enerjisi yenilenebilir enerji kaynakları arasında en kayda değer olanıdır. Evrenin temel enerji kaynağı olan hidrojen, aynı zamanda güneş ve diğer yıldızların termonükleer tepkime sonucu vermiş oldukları ısı ve ışığında yakıtıdır.

Görüldüğü üzere hidrojen hem doğada en çok bulunan kaynak olması sebebiyle hem de enerji elde edilmesi sonucunda doğaya saldığı yan maddenin su ve su buharı olması sebebiyle yenilenebilir enerji çalışmaları içinde çok önem gösterilmesi gereken bir kaynaktır. Hidrojen’den enerji elde etmek göreceli olarak zor olmakla birlikte son yıllarda yapılan çalışmalar sonucunda daha kolay hale gelmiştir lakin yine de özellikle hidrojenin depolanması konusunda ciddi sıkıntılar bulunmaktadır. Hidrojen enerjisi elde edilirken en çok kullanılan üç yöntem: Isıl işleme, Elektrokimyasal işleme ve Biyolojik işleme yöntemleridir. Bu üretim yöntemlerinin hemen hepsinde farklı kaynaklardan yararlanılarak hidrojen üretimi yapılmaktadır, ısıl işleme’de doğalgaz, su ve biyokütle ham maddelerinden faydalanılırken elektrokimyasal işleme yönteminde kaynak olarak sadece su kullanılır. Hidrojen enerjisi elde etme yöntemlerinden en ilginç olanı biyolojik işleme yöntemidir, bu yöntemde su alglerinden de yararlanılmakta fotosentez enerjisini elektrik enerjisine dönüştürme gibi yeni teknolojiler kullanılmaktadır.

Hidrojen bilinen yakıtlar içinde birim kütle başına en yüksek enerji içeriğine sahip olan elementtir, kıyaslama yapacak olursak: 1 kg hidrojen kullanılarak elde edeceğiniz enerjiyi ancak 2,1 kg doğalgaz’dan ya da 2,8 kg petrol’den elde edebilirsiniz. Tüm bu verilerin ortaya koyduğu üzere hidrojen enerjisi geleceğin enerjisi olmaya en yakın yenilenebilir enerji kaynağı olarak gösterilebilir.

Biyoetanol – Şeker pancarından biyoetanol üretimi

Tarımsal kökenli yenilenebilir enerji kaynakları olarak bilinen biyoyakıtlar hayatımıza en temiz enerji olarak tarif edilen biyoenerji kavramını yerleştirmiştir. Biyoenerji elde etmenin yollarından biri de biyoetanol yöntemidir bir başka ifadeyle biyoalkol yöntemi.

Alternatif enerji kaynaklarının başında gelen biyoetanol şeker pancarı, mısır gibi tarım ürünlerinden ya da selüloz içeren hammaddelerden çeşitli kimyasal işlemler sonucu üretilen, bizim alkol olarak bildiğimiz etil alkolün akaryakıtlara belirli miktarda karıştırılmasıyla elde edilen yakıt türüdür. Motorlu araçlarda sıkça kullanılan biyoetanol üretiminde dünyanın bir numaralı ülkesi Brezilya’dır, onu Abd izlemektedir lakin Avrupa birliği ülkeleri, Hindistan ve Rusya’da biyoetanol konusunda adımlarını hızlandırmış durumda, ülkemizde ise özellikle şeker pancarından faydalanılarak biyoetanol üretimi gerçekleştirilmekte ve her geçen gün yeni adımlar atılmaktadır.

Şeker pancarından biyoetanol üretimi en çok başvurulan yöntemdir üretim çizgisini kısaca özetleyecek olursak; Önce şeker pancarı depolanır ve yıkama gerçekleştirilir, daha sonra doğrama işlemi yapılır ve ürün difüzyon’a tabi tutulur, difüzyon sonucunda yan ürünler ayrılır kalan ürün üzerinde fermantasyon uygulanır ve son olarak damıtma işlemi gerçekleştirilerek etil alkol elde edilir.

Şeker pancarından biyoetanol üretiminin en güzel taraflarından biri üretim sırasında oluşan yan ürünlerin çok faydalı işler için kullanılabilmesidir. Üretim sırasında oluşan yan ürünler; kurutulmuş pancar posası, karbondioksit, füzel yağlar ve küspedir. Kurutulan posa ve küspe hayvan yemi olarak, oluşan karbondioksit saflaştırıldıktan sonra yangın söndürücülerde ve gazlı içecek üretiminde, damıtma sırasında açığa çıkan füzyel yağlar ise çözücü ve yakıt olarak kullanılabilir.

Görüldüğü üzere yenilenebilir enerji kaynağı olarak kullanılan biyoetanol birçok açıdan faydalı sonuçlar vermektedir, tarımsal kökenli olan biyoalkol gelecek için büyük önem taşımaktadır.

Biyoyakıt kavramı – Biyodizel’in tanımı ve yaygın kullanımı

Yenilenebilir enerji kaynakları içinde tarımsal kökenli kaynaklar en temiz ve zahmetsiz kaynaklardır, kendi hayatımızdan bakacak olursak sofralarımızda yediğimiz bir çok bitkisel üründen enerji elde etme imkanı bulunmakta, ilk bakışta ilginç olarak gelebilir ama son yıllarda yenilenebilir enerjinin en fazla öne çıkan çeşitlerinden biri olan biyoyakıtlar bizlere tarım yaparak ya da atık maddeleri değerlendirerek enerji üretme imkanı sunuyor.

Biyoyakıt denilince ilk akla gelen çeşitler biyodizel ve biyoetanol’dür. Biz bu yazıda biyodizel’in üzerinde duracak, biyodizel’in kullanımı ve elde edilmesi konusunda bazı bilgiler paylaşacağız.

Biyodizel ne demektir?

Biyodizel tarımsal faaliyetler sonucu üretilen bitkilerden enerji elde etme yöntemidir. Soya, kenevir, hindistan cevizi, ayçiçeği gibi bir çok bitkisel yağın, hayvansal yağların ya da evlerimizde mesela patates kızartması için kullandığımız evsel kızartma yağlarının metanol veya etanol gibi bir alkolle katalizör yardımı eşliğinde reaksiyona girmesi sonucu elde edilen ürüne biyodizel diyoruz. Biyo kelimesi durumun doğal, biyolojik ve yenilenebilir olduğunu dizel kelimesi ise ürünün dizel motorlarda kullanılabildiğini anlatır malum günümüzde hem maddi hem de çevresel durum göz önüne alındığında en iyi seçenek dizel motora sahip araçlardır bu yüzden biyodizel geleceğimiz için büyük önem arz etmektedir çünkü biz biyodizel üreterek dizel’in petrol gibi fosil bir yakıttan değil tarımsal kökenli doğal ve yenilenebilir kaynaklardan üretilmesini sağlayabiliriz.

Günümüzde biyodizel kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır, biyodizelin en güzel taraflarından biri petrol’den üretilen dizel ile karıştırılarak da kullanılabilmesi. Bu yöntem şu an bile sıkça kullanılmakta, özellikle araçlarda %10 biyodizel %90 dizel karışımı -ki tanımı B10 şeklinde yapılır- kullanımı bazı ülkelerin gerçekleştirmeye çalıştığı hedefler arasına girmiştir.

Biyodizel’in elde edilmesinde en çok kullanılan yöntem karşılıklı esterleşme yöntemidir bu yöntemde yağı kullanılacak ürün bazik katalizör yardımıyla metanol, etanol benzeri bir alkolle reaksiyona tabi tutulur reaksiyon sonucu oluşan ürünlerde gerekli ayrıştırmalar yapılır ve biyodizel elde edilir. Kullanılmamış bitkisel yağlardan ya da atık bitkisel yağlardan da biyodizel elde etme imkanı vardır.

Yenilenebilir enerji Güneş ile 2014 yılına hazırlanıyor

Son 5 yıl içinde hem dünyada hem de ülkemizde büyük aşama kaydeden yenilenebilir enerji sektörü 2013 yılını oldukça aktif geçirdi. Yılın son dönemlerinde planlanan yatırımları da hesaba katarsak 2013’ün özellikle rüzgar enerjisi için verimli geçtiğini söyleyebiliriz. 2014 yılı için açıklanan hedefler güneş enerjisi piyasasının da hareketleneceğini gösteriyor.

Güneş enerjisi için milat 2014 yılı olabilir mi?

Ülkemizde yaklaşık 10 yıldır artan ivmede hareket eden yenilenebilir enerji yatırımları son 5 yıllık süreçte rüzgar enerjisi ile ciddi bi yükseliş yakaladı. Çanakkale ve İzmir başta olmak üzere ege ve marmara’da bir çok rüzgar enerji santrali kuruldu. Rüzgar enerjisi rotasını anadolu’ya doğru çevirmiş olsa da Anadolu’nun ve özellikle güneydoğu anadolu’nun büyük potansiyeli ancak güneş enerjisi ile ortaya çıkabilir. Türkiye güneş’ten faydalanma bakımından oldukça şanslı bir ülke, ülkemizin doğusunda ve güneyinde yılın belirli zamanlarında güneşlenme şiddeti yüksek seviyelere çıkmakta.

İlginç olan şudur ki; Türkiye’nin sahip olduğu bu imkan bugüne kadar pek kullanılmadı, güneş yatırımları oldukça cılız ve yetersiz kaldı lakin 2015 yılında bu durumun ciddi anlamda değişeceğini söyleyebiliriz, piyasada ki tüm oyuncuların güneş enerjisi için yıllardır verdikleri tarihtir 2015 bu durumda 2014 yılında yatırımların başlaması da oldukça kuvvetli bir ihtimal. Güneş enerjisi Türkiye’nin enerji gereksinimini karşılamada ziyadesiyle iş görebilir, şu an için pahalı bir yöntem olarak görülse de yatırımın karşılığını mutlaka vermekte.

Yakın gelecekte teknolojik gelişmeler ile beraber güneş enerjisinin yatırım maliyetlerinin düşmesiyle bu alana yönelimin daha kuvvetli olacağını göreceğiz. Dünyanın en büyük enerji şirketlerinin 2050-2060 yılı için yaptıkları tahminlerde güneş bir numaralı enerji kaynağı olarak gösterilmektedir.

Dalga enerjisi gelgitlerin ve okyanus dalgalarının peşinde

Su tarih boyunca her zaman faydalanılan bir enerji kaynağı olmuştur. Bu yazımızda yenilenebilir enerji kaynakları arasında yeni yeni ortaya çıkmaya başlayan dalga enerjisi üzerinde duracağız. Okyanuslarda oluşan dalgalardan ve gelgit akıntılarından enerji elde edilmesine dayanan yöntem yakın gelecekte popülaritesini arttıracağa benziyor.

Yüzyıllardır kullanılagelen bir yöntem olan sudan enerji elde etmek günümüzde daha çok hidroelektrik enerjisi alanında yapılan çalışmalarla ön plana çıkıyor. Hidroelektrik enerjisi suyun akış gücünden yararlanılarak enerji elde edilmesine dayanıyor. Dalga enerjisi olarak anılan yöntem ise denizlerde ve okyanuslarda oluşan dalgalardan enerji elde etme yöntemi, tabi gelgit akıntıları da bu yöntem için oldukça önemli. Dalgalardan enerji elde etmek için rüzgar tribünlerine benzetebileceğimiz tribünler yapılıyor, bu tribünler suyun altında çalışmaya elverişli olarak tasarlanmakta. Denizlerde ve okyanuslarda dalgaların yoğun olduğu bölgeler vardır, bu bölgeler dalga enerjisi için biçilmiş kaftandır çünkü dalga büyüklüğü ve dalganın hızı ne kadar yüksekse elde edilen enerjide o kadar fazla olacak demektir. Uygun bir bölge bulunduktan sonra dalganın en büyük hızla geldiği yer denizin için tespit ediliyor bu yerler genelde kıyılara yakın yerlerdir, bölge tespit edildikten sonra denizin içine özel üretilmiş dalga enerjisi tribünleri yerleştiriliyor böylece dalga her geldiğinde tribünlere çarparak dönmesini sağlıyor, dönen tribünlerde enerji üretiyor. Çalışma prensibi oldukça kolay olan dalga enerjisi hem temiz hem de zararsız bir enerji kaynağı olarak göz çarpmakta.

Gelgit akıntıları da enerji kaynağı

Dalga enerjisi için bir diğer önemli kaynakta gelgit akıntıları. Aslında bir başka dalga çeşidi olarak da değerlendirebileceğimiz gelgit akıntılarının en büyük avantajı ne zaman ortaya çıkacaklarının bilinmesi, bu durum akıntılardan en yüksek şekilde verim almamıza yardımcı olmakta. Bilindiği üzere gelgitler Ay’ın ve biraz da Güneş’in çekim kuvveti ile meydana gelen ani su yükselmeleridir, mühendisler bu durumu da lehlerine çevirmeyi başardılar ve gelgit akıntılarından enerji elde edilmesini sağladılar.

Yenilenebilir enerjiler içinde çok fazla yatırım alan alanlardan biri olmasa da dalga enerjisi gözde enerji kaynaklarından biri olmaya devam edecektir, maliyetler düşürüldüğünde yatırımlar da artacaktır.

Güneş enerjisinde yeni yöntemler, pazar büyümeye devam ediyor

Yenilenebilir enerji denilince akla ilk gelen hep güneş enerjisi olur. Bu yazımızda gözbebeğimiz diyebileceğimiz güneş enerjisi için geliştirilen yeni fikirleri ve teknolojileri anlatacağız, ayrıca pazarın büyüme hızına dair veriler sunacağız.

Güneş enerjisi özellikle 2000’li yıllarla yükselişe geçmiş olsa da en büyük patlamasını son 5 sene içinde gerçekleştirdi. Mesela son 5 yıl içinde abd de güneş enerjisi yatırımları devasa ölçüde arttı, bunun sonucunda %600’leri geçkin bir pazar büyümesi gerçekleşti. Önümüzde ki yıllarda bu sürecin hızlanarak devam etmesi bekleniyor. Güneş enerjisine yapılan yatırımlar sadece enerji üretimine yönelik değil elbette, daha verimli bir şekilde daha ucuza üretim gerçekleştirebilmek için bu konuda araştırma geliştirme çalışmalarına da hız verilmiş durumda. Yapılan araştırmalar sonucu farklı fikirler de ortaya çıkmaya başladı, örnek olarak verecek olursak konik güneş panellerinden bahsedebiliriz. Fotovoltaik güneş panellerin de en çok şikayet konusu olan durumlardan birinin panel yüzeyindeki hücrelerin aşırı ısınması ile birlikte verimliliklerinde azalmaların olmasıydı. Konik panel teknolojisi ile güneş ışığı önce panelin üzerine yerleştirilen ve ışığı yoğunlaştırarak zarar verici etkilerini azaltan dış koniğe geliyor ve oradan fotovoltaik hücreye aktarılıyor. Böylece verimlilik önemli ölçüde korunuyor.

Güneş enerjisi üreten kıyafetler giymeye hazır mısınız?

Üzerimize giydiğimiz kıyafetlerin enerji üretebildiğini düşünün, böylece telefonlarımızı tablet bilgisayarlarımızı istediğimiz yerde şarj edebilirdik. Bunun yanı sıra kıyafetimiz sıcaklar bastığında rüzgar esintisi yapabilecek bir mekanizmaya sahip hale getirilebilirdi ya da güneşin gözüktüğü soğuk günlerde ısınmamıza yardımcı olabilirdi. Bütün bunlar mümkün olabilirdi eğer üzerimizde giydiğimiz kıyafetler enerji üretebiliyor olsaydı… Yapılan son araştırmalar bu tarz fikirlerin gerçek olabileceğini kanıtlar nitelikte, kumaşlara güneş hücresi ekleme işlemi üzerinde başarılı sonuçlar elde edildi. Abd’de yapılan araştırmalar yakın gelecekte bu kıyafetlerin piyasada olabileceğini müjdeliyor. Böyle bi durumda yenilenebilir enerji alanında büyük bi devrim yaşanacağını söylesek abartmış sayılmayız, özellikle cep telefonları ve bilgisayarları şarj etmek için kullanılan enerjide ciddi bir tasarruf etmiş olacağız üstelik bu tasarrufu temiz enerjiden elde edeceğiz.

Güneş enerjisi alanında güzel gelişmelere şahit olsak da bu alanda yapılan yatırımların maliyeti halen istenilen seviyelere kadar inmedi. Bu durum hem yatırımların önünü kesiyor hem de rekabetçiliği zayıflatıyor. Yeni teknolojilerin geliştirilerek daha ucuza güneşten enerji elde etme yollarının bulunması gerekmekte.

Çöpleri enerjiye çevirmek, Atık madde enerjisi

Enerji talebine cevap vermek her geçen gün daha önemli bir sorun haline geliyor. Özellikle hızlı kalkınma süreci yaşayan ülkelerde yenilenebilir enerji yatırımları hız kazanıyor, lakin sadece rüzgar ve güneş enerjisi ile değil maliyeti daha düşük olan enerjilerle de ilgilenmek herkesin çıkarına. İşte o enerjilerden biri; Atık madde enerjisi, daha anlaşılır bir dilde ifade edecek olursak çöplerden enerji üretmek.

Dünyada her gün milyonlarca ton atık madde çöp olarak bir kenara atılıyor. Sadece abd’de çöpe giden atıkların 100 bin megawatt enerjiye eşdeğer olduğu araştırmalar sonucunda ortaya konulmuş durumda. Can sıkıcı bir hal alan bu durum yeni geliştirilen teknolojiler ile değişmeye başladı.

Çöpten gaz üretmek, enerjiye dönüştürmek

Biyoyakıt olarak bilinen atık maddeler sadece atılan çöplerden değil, aklımıza gelebilecek her türlü işe yaramayan eşyadan oluşmakta. Burada esas olan durum maddenin karbon kaynaklı olması, çöpler de ön plana ilk çıkan atıklar. Çöplerden enerji üretimi fikir uzun yıllardır üzerinden düşünülen bir konu, lakin son zamanlara kadar gerek teknolojik yetersizlik gerekse de astarı yüzünden pahalıya gelme durumundan dolayı ivme kazanamamış bir konuydu. Son yıllarda bu durum değişti, büyük bir biyoenerji şirketi 2015 yılında kuracağı tesis ile yılda 160 bin ton atığı yaklaşık 40 milyon litre araç yakıtına çevirebileceğini ve bu üretimin petrol fiyatlamasından daha ucuza gelebileceği söyledi. Tesisin işleyiş tarzına bakılırsa makinelerin tahta, kumaş, pet şişe ve kağıt gibi atık maddeleri küçük parçalara bölerek katı maddeden gaz haline dönüştürdüğünü daha sonra gerçekleşen kimyasal reaksiyon ile de gazların etanol ve mazota çevrildiğini görüyoruz. Bu durum çöplerin enerjiye çevrilmesi konusunda yakın gelecekte daha önemli adımların atılabileceğinin de bir göstergesi.

Nükleer atıklar enerjiye dönüştürülebilir mi

Her ne kadar yenilenebilir enerji destekçilerinin karşı olduğu bir enerji üretim yolu olsa da nükleer enerjide dünyamızın bir gerçeği ve nükleer enerji santrallerinin sayısı da hızla artmakta. Bu durum özellikle binlerce yıl ortadan kalkmayan atıklar çıkaran nükleer enerji santrallerinin baş belası olmaya devam edeceğini gösteriyor, çünkü bu atıklar hem yok olmuyor hem de radyoaktif tehlikeleri devam ediyor. Tüm bu durumu değiştiren bir haber ise yakınlarda duyuldu, abd menşeli bir şirket nükleer atıklardan enerji üreterek hem atıkları daha kısa sürede yok olacak hale getirebileceğini hem de atıklardan faydalanılabileceğini açıkladı. Şimdilik araştırmalar devam etse de bu durumun gerçeğe dönüşmesi dünyamız için çok iyi olacaktır.

Güneş enerjisinden elektrik üretmek, Fotovoltaik dönüşüm

Yenilenebilir enerji kaynaklarının en fazla kullanım amacı elektrik üretimi. Güneş enerjisi her ne kadar evlerde ve ufak çaplı işletmelerde ısı enerjisi üretmek için kullanılsa da dünyada çoğunlukla elektrik üretmek için kullanılmakta. Bu yazıda güneş enerjisinden elektrik üretimi konusuna değineceğiz. PV Hücre, Güneş Pili ve Fotovoltaik dönüşüm hakkında bilgi vereceğiz.

Fotovoltaik panel ve Güneş enerjisi sistemleri

Güneş enerjisini en verimli kullanma yöntemi olarak bilinen fotovoltaik dönüşüm özellikle son yıllarda daha tercih edilir hale gelmiştir. Güneşten gelen ışınları doğrudan elektrik enerjisine çevirebilen fotovoltaik paneller PV sistem uygulamaları adıyla da bilinmektedir. PV sistemlerin çalışma prensipleri fotovoltaik dönüşüm ile elde edilen elektrik enerjisini kullanım haline getirmektir. Daha derinlemesine anlatacak olursak, fotovoltaik pillerin ürettiği elektrik enerjisi doğru akım özelliği taşır, oysa bizlerin kullandığı genel elektrik dağıtım-tüketim sistemlerinde alternatif akım kullanılmaktadır. İşte bundan dolyaı her PV Sistem invertör adı adı verilen doğru akımı alternatif akıma dönüştürme işlemini gerçekleştiren cihazı bünyesinde bulundurur. Dönüşüm gerçekleştirildikten sonra elektrik enerjisi evlerimizde kullanıma hazır hale gelmiş demektir.

PV Sistemler sadece evlerimizde değil birçok farklı alanda kullanılabilmektedir. En fazla dikkat çekilebilecek yer uydularda ve haberleşme istasyonlarında kullanılmasıdır, bunun dışında su çekme ve pompalama tesislerinde, navigasyon merkezlerinde ve sokakları aydınlatan lambalarda da kullanılmakta.

Fotovoltaik sistemler, fotovoltaik enerji

Fotovoltaik sistemlerin ve fotovoltaik pillerin yakın gelecekte daha çok kullanılır hale geleceğine kesin gözüyle bakan uzmanlar, ar-ge laboratuvarlarından gelen haberlerin de bu tezleri desteklediğini söylüyor. PV sistemleri üzerine yapılan çalışmalar hücre verimi ve malzeme tabanlı olarak ilerlemeye devam ediyor. Nanoteknolojinin getireceği yeni malzemeler ile PV Hücre teknolojisinin büyük sıçramalar yapacağı açık. Fotovoltaik sistemlerin üretim maliyetleri düştükçe daha fazla tercih edileceği belirtiliyor.